|
KURTULUŞ İÇİIN MÜCADELE ŞART
Yalnız Avrupa da değil tüm liberal kapitalist ülkelerde öyle veya şöyle finanzkrizi yaşanmaktadır. 2008 sonlarında baş gösteren dalgalanma 2009 da trilyonlara varan banka yardımları ve kimi batmakta olan şirketlerin acil kurtarılmasına rağmen, kriz sistem çapında atlatılmış değil. Doğu ve Güney Avrupa ülkelerinde, bunların başında Yunanistan olmak üzere, devletler iflasın eşiğine gelmiş durumdalar. Bu krizin faturası sonuçta yine emekçi kesimlere kesilmekte, yine ekonomisi zayıf ve uluslararası bankaların, IMF ve Dünya Bakasının kıskacında ezilen, soyulan ülkelere çıkartılmakta.
Ülkemizi çevreleyen global tablo hiçte iç açacak türden değil. Bu tablonun Türkiye ye yansıması elbette konuşulmalıdır. Ben aslında bu konularda derin bir dehaya sahip birisi değilim, ama kendi düşüncelerimi kendim için saklamak istemem.
Ülkemizi son 8 yıldır yöneten AKP hükümetleri, bazen dolaylı, bazense dolaysız ama her defasında dünya finanskrizini büyük ölçüde ortaya çıkaran banka, şirket, kurum ve kruluşlarla kol koladır. Sanırsam Avrupa, Amerika, hatta kimi Asya ülkeleride dahil bu AKP ve Tayyip beyden çok ama çok memnunlar. Türkiye ekonomisi ve dış politikası tamda bu ülkelerin isteği doğrultusunda yönetilmekte. Tayyip bey sık sık bu ülkeleri ziyarete gider, cekli-caklı televizyon şovları devreye girer. Artısı birde Ergenekon oyalaması, telekulak yöntemler ve korku imparatorluğu adımları...
Bu kuşatma ve kuşatılmışlıktan nasıl kurtulabiliriz?
Geçmişe, yani tarihe baktığımızda cevabı bulabiliriz. Köleci sömürgen, feodal sömürgenden daha gaddardı. Feodal sömürgende, kapitalist sömürgenden daha gaddar olduğ gerçeğine baktığımızda, sömürülenler mücadeleler sonunda kısmi ve nisbi birtakım kolaylıklar, yüzeysel haklar elde edebilmişler. Bu tesbit önemlidir. Emekçiler haklarını adım adım, yılmadan usanmadan verilen mücadelelerin sonucu elde edebilmekteler.
Sözü fazla uzatmadan kendi özelimize, ülkemize döneceğim. Global sistemin nihai amacı olan özelleştirme yöntemlerine ülkemiz genelinde direnen emekçi kesimlerin verdiği mücadele büyüteç altına alınmalıdır. Bu önemsenmeli, emekçilerin bu yöndeki aktivitelerine sahip çıkılmalıdır. Örneğin Tekel işçileri bu hareketliliğe yeni boyutlar kazandırdılar. Ardından otuzüç yıldır yasaklı 1 Mayısın Taksimde 2010 yılında görkemli bir coşkuyla kutlanması olayı. Halkta kendiliğinden, alttan alttan gelişen bir kıpırdanma var, buna uyanışda diyebiliriz.
Ama siyasal irade Türkiyeli emekçi kesimler arasında ( işçiler, memurlar, köylüler, kadınlar, gençlik vd. ) bir bütünlük gösteremiyor. Siyasal birliğin olmayışı her görkemli ayaklanışın, her haklı uyanışın, eriyip yok olmasına neden oluyor. Siyasal dağınıklık çoğu sol örgütlerin kendi çıkarlarını birleşmenin önüne engel olarak koymalarından kaynaklandığı kadar, solun birliğini istemeyen karşıtlarımızda türlü hileli yöntemlere başvuruyorlar. Ülkemiz sol stratejileri ya köylü mantığıyla, yada en büyük benim havalarıyla belirlenmekte, böylece karşıtlarımızın ekmeğine yağ sürülmekte. Artık ders almalıyız. Küçük marjinal grupçuluk anlayışı AKP gibi karşıtlara hizmetten başka bir işe yaramıyor. Sol kendi iç birliğini asgari kıstaslar çerçevesinde kurmak zorundadır. Türkiye solunun bileşenleri, işçiler, köylüler, memurlar, gençlik, kadınlar, sendikalar, sivil toplum örgütleri, kendini solda gören partiler, gruplar, sanatçılar, ötekileştirilen kürtler, aldatılan sünniler, aleviler, tüm ezilenler vb... Solda birliği sağlamalısınız, kurmalısınız.
Birlikteliğimiz önünde yaratılan engeller çok çeşitlidir. Örneğin aşırı milliyetçilik ve sol- ulusalcılık, siyasal dincilik, derin devlet denen mafyacılık, çetecilik, darbecilik. Emek ve özgürlük düşmanı sömürücü güçler bu uyuşturucu, ayrıştırıcı, bölücü ve parçalayıcı öğeleri emekçi kesimler üzerinde sistematik bir şekilde uygulamkla, aslında güçlü, özgürlükçü, çağdaş ve demokratik Türkiyenin de önünü kesmektedirler.
Emekçi kesimlerin ilk amacı, geniş kesimlerle oluşturulacak büyük bir ittifakla, bu AKP hükümetini ve RTE belasını iktidardan alaşığı etmek olmalıdır. Bu niahi kurtuluşmudur? Hayır asla, ama kurtuluşa gideceğimiz yolda bir tepenin aşılmasıdır. Şeriat ve hilafet rejimine meyil alan gidişata dur demektir. Emekçilerin nihai amacı soygun ve sömürünün yok edilmesi, sosyal adalet ve özgürlüklerin istendiği çağdaş bir Türkiyedir. Bununda mücadelesi elbette devam edecektir. Hedefe varabilmek için yolu başlangıçtan sona kadar koşmak gerekiyor.
Bu koşunun ilk evresinde, yalnız emekçilerin değil, kimi burjuva ve küçük burjuva kesimlerinde ilk atleti şimdilik Kılıçdaroğlu dur. Elbette Kılıçdaroğlu Türkiye emekçilerinin gerçek kurtarıcısı olamaz ve olamayacaktır. CHP çeşitli sınıfları içinde barındıran siyasal bir ittifaklar partisidir. Dengeler ne zaman nasıl değişir bunu parti kadroları ve devletimizin (!) artık hiçte hoş karşılanmayan gizli kesimleri belirlemektedir.
Ama Kılıçtaroğlu partiye büyük ölçüde hakim olur, parti kadrolarıyla kendi siyasal kararlarını kendileri alır, yaşama geçirirlerse, toplumun güvenini almayı başarırlar. Bunun aksi eski tarzda bir görünüm tekrar sergilenir ve Ecevit ve Baykalvari güven sömürüsüne doğru gidilirse, durum kaçınılmaz şekilde vahim olacaktır. 70 li yıllarda oynanan oyun değişik figur ve zamanlamayla yeniden sahnede diyenler olacaktır. Haklılar, yaşayanlar bu oyunu çok iyi bilmektedirler. Ama bu kez bu ön bilgimizi ihanet edeceklere karşı koza dönüştürede biliriz.
Ozan Şafak Altun Hamburg 29.06.2010
AÇILIM
Kapatacağım dedi! Herkes güldü, sen biraz zor kapatırsın dediler. Adam gitti bir parti kurdu, herkes yine gülüyordu. Camilerden, mescitlerden başladılar ve arkası geldi. Karıyı, kızı, torunu kapattı. Orda burda kariyer edinmişleri kapattı doymadı. Sinsi sinsi, alavere ile devlet birimlerine sızdı, makamları elegeçirdi. İktidara geldi memleketi kapatmaya kalktı yine yetmedi. Doğuyu batıyı güneyi kuzeyi hertarafı kapattı. Kapana kapana iktidar olmuşdu. Kapana kapana itibar edinmiş, zenginlemişdi. Kapanma projesi öyle tutmuşdu ki kendisi bile inanamıyordu. Bütün hayalleri gerçekleşmişdi. Memleket onun elindeydi. Dediği dedik, çaldığı düdüktü. Karşıtlarıda kapalıydı. Kendilerini açık sansalar ne çıkar, başlarında bir türbanları eksikti. Kaplumbağ gibi kafalarını dışarı çıkartıp dünyaya akıllarıyla bakmaktan acizdiler! Kof milliyetçiliğin en gerici, en bağnaz batağına çakılmış, çırpındıkça daha çok gömülmekteydiler. Yeni bir misyon, yeni bir umut ve gelecek planları yoktu. Eskide direnerek, değişen dünyaya ayak uyduramaz olmuşlardı. Böyle berbat bir muhalefet, iktidarın karanlık işlerini sürdürmesini dahada kolaylaştırmaktaydı.
İktidar, İktidar olma hevesini yaşamış, istediği mala, mülke, güce sahip olmuşdu. Atı alan dereyi çoktan geçmişdi. Geçmişdi geçmesinede, devamlılığını pekiştirmek için yeni açılımlar yapması gerekiyordu. Karanlığı devam ettirmek için, açılıma ihtiyaç vardı. Yanlış anlamayın, kadın hakları vs değil, açılmadan açılmaya ihtiyaç vardı. Elde bir gemi varken, istenilen okyanusa açılabilirdi! Korkacak bir durum yok ki. Gemi oğlunda, fener yandaşında, telaşlanmakta neyin nesi!
Erenlere uğradı, Alevi Açılımı olacak dedi. Erenler şaşırdı, Yahu ne oluyor? Açılım olacak açılım dedi yandaş medya. Erenler sevindiler. Yüzleri güldü, nihayet bin yıllık zulüm sona ercek! Erenlerin aklı selimleri, Yahu bu adam iyi biriymiş, biz haksızlık ediyormuşuz diye sempati göstermeye başladılar. Kurultaylar, çalıştaylar toplandı, raporlar, protokoller yazıldı, çizildi. Değişen bir şey yok. Erenler hüsrana uğradı!
Kürt yurttaşlara gittiler, açılım olacak açılım. Kürt sordu, ne açılımı?. Kürt Açılımı, kürt açılımı. Kürtlerde umutlandı. Açılımcı iktidara sempatileri çoğaldı. Raporlar, protokoller hazırlandı. Gazeteler, televizyonlar konuşa konuşa, tartışa tartışa, ekenomik krizide es geçtiler!!!
Bu planda tıkırında yürümekteydi. Sözde kapanmaya karşı olan muhalefet bu açılımlara köpüre köpüre karşı geldikçe, iktidarda inadına inadına açılım sömürüsü yapmaktaydı.
Sonuçta açılım ve değişim diye bir şey yoktu. Bu bir emevi oyununa benzemekteydi. Kapatanların açılımı, meğer ki iktidarlarını pekiştirmekte bir araçmış, muaviye yine yapacağını yapmıştı! Amiin!
Ozan Şafak Altun Hamburg 20.09.09
|